Müslüm Gürses'in Usta şarkısını dinlerken, videonun altına yapılan yorumlarda karşılaştım bununla. Böyle şarkıların altına yapılan yorumları okur musunuz bilmem ama onlar da o kadar gerçek acılar, öyle yaşanmışlıklarla karşılaşırsınız ki şarkı daha bir anlamlı hale geliverir.
Bütün eleştirilere, aşağılamalara rağmen arabesk bu toplumun bir gerçeği. Köyden kente göçün, düşük gelirli sınıfın, yıkılmış hayallerin, terkedilmişliklerin...vs ulaştığı nihai noktadır arabesk.
Arabesk benim hayatımda da önemli bir yer işgal ediyor. Daha önce başka bir vesile ile bu konuya dair üç, dört yazı yazmış ve arabeskin doğuşu, Mısır filmlerinin etkisiyle bize ulaşması, Batı müziğinin toplumda benimsenmesini amaçlayan yeni yönetimin yasakçı tutumuna karşın şehir gettolarında, gecekondularda, merdiven altlarında nasıl büyüdüğünü ve önlenemez bir seviyeye ulaştığını anlatmıştım.
Tabi yazısını yazmaktan öte, arabesk dinlemek bizim için yaşamın bir parçası haline gelmiş durumda. Telefonumdan youtube'a girdiğimde mutlaka Orhan Gencebay, Müslüm Gürses, Murat Göğebakan...vs oluşan mix tavsiyeleri ile karşılaşıyorum. Youtube'un yapay zekası beni çok iyi tanıyor artık.
Bu yazıyı yazarken de bir tarafta arabesk şarkılar akıp gidiyor. Onlar akıp giderken beni de anılarda bir gezintiye çıkarıyor. Üniversite öncesinden bu konuya dair net bir anı canlanmıyor kafamda ama özellikle üniversite hayatımda güzel anıların öznesi oldu arabesk.
Burdur KYK'nun D bloğunun, numarasını hatırlamadığım bir odasında Orhancı, Müslümcü, Hakkı Bulutçu üç iyi dosttuk biz. O zamanlar şimdiki teknolojik imkanlar yok tabi, telefonu açıp istediğimiz şarkıları dinleyemiyoruz. Kaset satın alır odamızda dinlerdik. Ben Orhan Gencebay kasetleri satın alırdım, Erzurumlu arkadaşım Müslüm Gürses, Adanalı arkadaşım Hakkı Bulut. (O dönemlerde satın aldığım kasetleri saklarım halen.) Yeni alınan her kaset baştan sona dinlenirdi. Sonra bir daha, sonra bir daha. Bazen de karışık kasetler doldurturduk. Karışık arabesk, tadından yenmez.
Melankolik bir hava eksik olmazdı odamızdan. O günlere dair unutamadağım bir kaç şeyden bahsedeyim, yeri gelmişken. Biz ikinci öğretim olduğumuz için, geç yatardık. Odada müzikler dinlenmiş, sohbetler edilmiş, herkes uyumak üzere yatağına çekilmiş. Epey zaman geçmiş ama uyuyamamışım. O sırada üst ranzamda yatan Erzurumlu arkadaştan bir çakmak sesi duyulur. Belli ki o da uyuyamamış ve bir sigara yakmıştır. Bende kalkarım yataktan, yukarıya kafamı uzatır;
- İki beşlik bozalım mı?
- Var mı beşliğin?
- Var
- Gel de bozalım.
Ve saatler sürecek bir muhabbet başlar. Beşlik bozmak, dertleşmektir.
- Var mı derdin?
- Var
- Gel dertleşelim o halde.
Uyumamış ise Adanalı arkadaşımız da gelir yanımıza. Beşlikler bozulur, doludan boşa, boştan doluya konur. İster taşsın ister dolmasın umursanmaz.
Şimdi herkesin beşliği var da bozacak kimsesi yok gibi.
Biz bazen okul açılmadan bir iki gün önce giderdik Burdur'a. Yine öyle bir dönemde şehirde dolaşıyoruz, küçük bir çay ocağının önünden geçerken - dün gibi hatırlıyorum- :
"Bir görüşte aşık oldum sana delice
Bekliyorum gelmiyorsun bana bir gece
Izdırabım diner benim geldiğin gece
Ağlıyorum gülmüyorum inan her gece" nağmeleri yakaladı bizi ve çay ocağına çekti. Sonra sık sık o çay ocağına gidip Orhan Gencebay şarkıları eşliğinde tavla oynadığımızı hatırlıyorum.
Hem Burdur hem arabesk unutulmaz hatıralar bıraktı ömrümde.
"Babanın çoğu şarkısının altındaki yorumlarda tatlı su Müslümcülerine rastlayabilirsiniz ama bu şarkının altında rastlayamazsınız. Çünkü bu şarkı sadece harbi Müslümcülerin en zor zamanlarında sığınabilecekleri korunaklı bir yuvadır." Bu yorumda tahmin edeceğiniz üzere, benim de çok sevdiğim, başka bir Müslüm Gürses şarkısının altına yapılmış bir yorum. Hangi şarkı olduğunu söylemeyeyim, harbi Müslümcüler nasıl olsa biliyordur.
Bu yazıyı da, sonunu bir türlü bağlayamadığım, Gede Nasıf'ın dördüncü bölümü öncesi bir beşlik bozma kabul edin.
.jpeg)
0 Yorumlar