Ticker

6/recent/ticker-posts

Musalla Taşında Bir Sürgün 4


Yedi güzel adamın fani dünyadaki son nefesi de tükendi. Modern Türk hikayeciliğinin güçlü kalemi, "gül yetiştiren adam" Rasim Özdenören'de vuslata erdi. 

Ölüm... Unutmak için ne kadar çabalarsak çabalayalım karşımızda duran bir hakikat. Korkutucu... Evet korkuyoruz ölümden, çünkü çoğumuz hikayemizi tamamlayamadık henüz. Büyük umutlarla başladığımız hikayelerimizin yarım kalmasından korkuyoruz. Nice yarım kalmış hikayelere ev sahipliği yapıyor mezarlıklar, biliyoruz. 

Diğer yandan ölümün olmadığı bir yaşamın anlamlı olamayacağını da, az çok, biliyoruz. Sonu olduğu için anlamlı ve değerli bir çok şey. "Çocukluğunun kıymetini bil. Gençliğinin kıymetini bil. Öğrenciliğin kıymetini bil...vs" Hiç sonu gelmeyecek olsa bir değeri de olamayacak bizim için. 

Kainatta her şey zıddı ile anlam kazanıyor çünkü. Sağlık hastalık ile, zenginlik fakirlik ile, sevdalık ayrılık ile ve nihayet yaşam ölüm ile. Zıddını bizzat yaşadığımız veya şahit olduğumuzda elimizdekinin kıymetini anlıyoruz. Anlıyoruz ama insanoğlu unutmaya meyilli. Hafıza i beşer nisyan ile maluldur. Çabuk unutuyoruz. Mezarlığa gittiğimizde yaşamın kıymetini anlıyoruz , hastaneye gittiğimizde sağlığın. Ama çabuk unutuyoruz. 



Rasim Özdenören'e Allah rahmet eylesin diyerek bir diğer güzel adam Sezai KARAKOÇ'u anlama ve anlatma yolculuğumuzun son yazısına başlayalım. Bir önceki yazıda Monna Rosa şiirini merkeze alarak çıkarımlarda bulunmuştuk. Bu yazıda da başka bir şiiri merkeze alarak "Musalla Taşında Bir Sürgün" yazılarına noktayı koymuş olacağız. Bu yazının şiiri, aynı zamanda üstadın kendisini dünyada bir sürgün olarak niteleyen dizelerinde yer aldığı, "Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine" şiiri. 

Bütün şiirler gibi bu şiire de okuyucusu kadar farklı anlamlar yüklenmiş ve farklı tahliller, yorumlar yapılmıştır. Bunda Sezai KARAKOÇ şiirlerinde ki anlam derinliği, geniş bir zaman ve mekana yayılan çağrışımların da etkisi vardır. 

Her ne kadar Sezai KARAKOÇ öyle olmadığını söylemiş olsa da şiirin bir naat (Peygamber sevgisi) veya bir münacat (Tanrıya yakarış) olduğu yönünde genel bir kabul vardır ve mısralar arasında gezindiğimizde gerçekten de bu yönde epey ize rastlarız. Örneğin;

"Senin kalbinden sürgün oldum ilkin/ Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği" mısralarında "ilk günah"a gönderme vardır. Hz. Adem ve Hz. Havva'nın asıl yurttan sürgününe neden olan o yasak meyvenin, o ilk günahın ve ilk - asıl- sürgünün mirasını okuruz bu mısralarda. 

Yine devamında" Af dilemeye geldim affa layık olmasamda/ Uzatma dünya sürgünümü benim" mısralarında bir tanrı yakarışı açıktır. 

Diğer yandan şiirde sıkça tekrar edilen "Ey sevgili, En sevgili" mısraları ile ve özellikle de "Gelin gül ile başlayalım atalara uyarak" girişi, bizi Hz. Peygambere ulaştırır. Zira "gül" bir çok medeniyette karşılığı olan bir imge olmakla birlikte hassaten İslam medeniyetinde değerini bulur ve gül kokusu Hz. Muhammed'in teri ile ilişkilendirilir. 

Bazı yorumcular da Sezai KARAKOÇ'un şiiri yazdığı döneme dikkat çekerek, şairin şahsi yaşamının etkilerinin izini sürmüşlerdir. Karakoç bu şiiri 12 Mart muhtırası sürecinde yazdığı yazılar nedeniyle mahkemelik olduğu, bu  nedenle çok sevdiği İstanbul'u bırakıp Ankara'ya, memuriyet hayatına döndüğü bir dönemde yazmıştır. Dolayısıyla buradaki sürgün kendisi, sürgün edildiği yer de Ankara olarak okunabilir, şeklinde yorumlamışlardır. 

Sezai KARAKOÇ kelimelerin, şiirin bir toplumu canlandırabileceği, ayağa kaldırabileceği inancıyla ve İslam medeniyetini uyandırma misyonuyla yazmıştır. Daha önceki yazılarda da belirttiğimiz gibi Sezai KARAKOÇ’un yaşamının ve sanatının özü İslam medeniyetidir. Medeniyetin inşası, restore edilmesi ve korunması sürecinde şairlere de büyük bir görev düştüğü inancındadır. Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine şiiri de bu inancın güzel bir örneğidir. Zira ona göre medeniyet şehirler ile inşa edilir ve şehirler yok olunca yok olur. Ayrıca medeniyetlerin sancaktar şehirleri vardır ve üstada göre Paris, Moskova, Pekin gibi türedi uygarlıkların sembol şehirlerinin yanında İstanbul İslam medeniyetinin sancaktarıdır. İstanbul tarihsel süreç içerisinde üstlendiği rol ve sorumluluk ile İslam medeniyetinin başkentidir. Diğer bir ifadeyle İstanbul Kahire'nin, Şam'ın, Kudüs'ün, Bağdat'ın da başkenti yani "Başkentler Başkenti"dir. 



Yorum Gönder

0 Yorumlar