YAŞAM ÖYKÜSÜ
Bin dokuz yüz otuz sekiz cihana
Kırtıllar köyünde geldin dediler
Babama Muharrem, anama Döne
Dediysen atayı bildin dediler
(N.Ertaş)
UNESCO’nun ‘’Yaşayan İnsan Hazineleri’’ adında bir listesi var. Neşet Ertaş bu listeye 2009 yılında alınmış. Kültürel bir miras olarak görülmüş üstat. Peki biz bu kitapları olmayan bilgeyi ne kadar tanıyoruz?
Abdal(nota bilmeden, gönül kulağıyla çalıp söyleyen gezgin
sanatçılar) geleneğinin son büyük temsilcisi olan Neşet Ertaş, 1938 yılında
Kırşehir’in Akpınar ilçesinde doğar. Babası Muharrem Ertaş, abdal geleneğinin
önemli temsilcisi, bir bağlama ustasıdır. Neşet doğduğunda beşiğinin başında
bağlama çalarak ona bir nevi ‘hoşgeldin’ der. Neşet bir daha kopamayacağı
bağlamanın sesiyle işte o gün tanışır.
Daha ilkokuldayken keman çalmayı öğrenir Neşet. Sonra zil, darbuka, cümbüş… Ama aklı hep bağlamadadır. Çünkü bağlama demek Muharrem Ertaş demektir. Neşet’in idolü babasıdır, onun gibi olmak ister hep. Bir gün kendi ağzından babası için şunu söyler: "Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız, bugüne kadar ne öğrendiysem ondan öğrendim."
Dizinde sızıydı anamın derdi
Tokacı saz yaptı elime verdi
Yeni bitirmiştim üç ile
dördü
Baban gibi sazcı oldun
dediler
Anam döne ibikli’de
ölünce
Tam beş tane öksüz yetim
kalınca
Beşimiz de perişan olunca
Babamgile burdan göçek
dediler
Yozgat’ın Kırıksökü Köyü’ne vardık
Bize ana yok mu diyerek sorduk
Adı arzu dediler bir ana bulduk
İşte bu anadır buldun dediler
(N.Ertaş)
Anne Döne Ertaş, köy köy düğünlerde çalarak geçimlerini sağlayan
Muharrem Ertaş’ı bekleyip Neşet’e ve kardeşlerine bakarak geçirir günlerini.
Neşet’in bağlama aşkını da bildiğinden nehir kıyısında çamaşır yıkamak için
kullanılan çamaşır tokacına, bulduğu bir teli takarak oyuncak bir bağlama yapar
ve Neşet uzunca bir süre bu oyuncak bağlamayla vakit geçirir.
Üstat 12 yaşındayken annesini kaybeder. Baba Muharrem Ertaş
çocuklarını alır ve İç Anadolu’yu diyar diyar gezerek göçebe bir hayata başlar.
Düğünlerde çalarak geçimlerini sağlamaya devam eder. Bu arada da Arzu adında
bir kadınla evlenir.
Neşet’in kardeşleri yeni anneleriyle büyürken, Neşet de babasıyla düğünlerde çalıp söylemeye başlar. İşte o düğünlerden birinde bir kıza sevdalanır. Babası kızı ister ama “Benim davulcuya, zurnacıya verecek kızım yok’’ denerek reddedilir istekleri. Tabi Neşet büyük bir hayal kırıklığı yaşar. O günü daha sonra şöyle anlatır: “…En açık örneği atasözü haline geldi. Kızı gönlüne bırakırsan ya davulcuya varır, ya zurnacıya. Davulcu zurnacı fakir olduğu için tabi vermezler. Ama gönül parayla satılır mı? İnsan parayla satılır mı? Kim kimi satıyor. Hiç kimse kimsenin değil, Hak katında herkes bir bireydir. Gönüle gem vurulamaz, gönül kimi severse de güzel odur…”
Bu olay üzerine Neşet küser toprağına ve 14 yaşındayken alır
sazı eline, düşer yollara. Bu zor ve sancılı günler, genç Neşet’in hayatındaki
büyük değişimin de başlangıcıdır aslında. Kader ona yepyeni bir hayat
hazırlamıştır ancak o henüz bunun farkında değildir…Yoldadır Derviş Neşet ve
ilk durak Ankara’dır.
Ankara’da Veysel Usta’yı buldum
Epeyce eğleştim, evinde kaldım
Yüz lirayı verip bir yatak aldım
Etti isen böyle buldun dediler
(N.Ertaş)
Ankara’da bir süre iş arayıp bulamayan Neşet Ertaş, sonunda bildiği işi yapmaya karar verir. Başka çaresi de yoktur zaten ya. Neşet’in tüm bildiği de çalıp söylemektir. Muhatabı gönül, muhabbeti aşktır. Başka işle meşgul iken, kara kuru çelimsiz gibi duran bu genç, eline sazı alınca adeta devleşiverir.
Sesiyle karşısındakinin ruhuna, söyledikleriyle akla, manasıyla
kalbe hitap eden bu ozan, TRT Ankara Radyosu’nun kapısına dayanır. Tabi kimse
umursamaz Neşet’in çalma isteğini ve ilk gün eli boş döner evine. Ama inatçıdır
bu genç. Diğer gün tekrar kapıya dayanınca ‘e çal bari’ derler. Sazı
eline alan Neşet söylemeye başlayınca, stüdyoda büyük bir sessizlik olur. O sese ve kendine has bağlamayı çalışına
hayran kalırlar. O zamanlar Muzaffer Sarısözen'in yönettiği "Yurttan Sesler" programında, "Geleli gülmedim ben bu
cihana" adlı bozlağı okuduktan sonra Neşet Ertaş'ın adı ülke genelinde
duyulur. Takip eden 20 yıl boyunca, ayda iki kez bu programda “Mahalli Sanatçı”
olarak çalıp söyleyecektir Ertaş.
Neşet Ertaş’ın yolculuğu devam eder. Taşı toprağı altın olan İstanbul’a gitmeye karar verir ama bilet alacak parası bile yoktur. Otogarda çığırtkanlardan bileti kapmak için sabahtan akşama kadar bir gün boyunca çalıp söyler ve sonunda bir otobüsün en arkasında ayakta gidecek bileti kapar.
Çok heyecanlıdır genç Neşet. İstanbul’a geldiğinde Sirkeci’deki plakçıların kapısını çalar sırayla. Neşet’in o yanık sesi Şençalar Plak’ın sahibi Kadri Şençalar’ın yüreğine dokunur. Kadri Şençalar, Neşet’in elinden tutar ve Beyoğlu Saz adlı bir mekânda iş bulur. ‘Neden Garip Garip Ötersin Bülbül’ adlı ilk plağı da, Şençalar Plak tarafından bu dönemde çıkar.
Cüzi bir paraya çalıştığı bir işi vardır artık Neşet’in. İstanbul’da bulunduğu iki yıl boyunca öğle ve akşam yemeğini pavyonda yer, evine de yürüyerek gidip gelir. Bugünleri daha sonra şöyle anlatır: "Yaşadığım şehir İstanbul’un umurunda değildim, yapayalnızdım. Sıkça Zeki Müren’in; ‘Yaşamak zevki verir ruhuma sonsuz kederim’ dediği şarkısını dinler ağlardım."
Bu zor geçen iki yılın sonunda Neşet Ertaş Ankara’ya döner.
Gazinolarda çalıp söyler. Aynı zamanda da Ankara Radyosu’ndaki programa
katılmaya devam eder, ‘Mahalli Sanatçı’ olarak. Neşet Ertaş ismi artık her
yerde duyulmaya, her radyoda çalmaya, her masada söylenmeye başlar. Ve üstat Ankara
gazinolarında çalarken gönlünü de Leyla adında bir güzele kaptırır. Leylasını
bulan yağız Anadolu delikanlısını, mecnuna çeviren o güzel ama zorlu evlilik
sürecini de bir sonraki yazımıza bırakalım…



4 Yorumlar
Merhaba. Öncelikle bu yazı dizisinde emeği geçen herkese teşekkür ederim. Kırşehirli biri olarak gurur duydum.
YanıtlaSilBende annemden dinlediğim minik bir anımı buraya eklemek istedim. Neşet Ertaş dedemin arkadaşıymış. o dönemde ananemin evine gelip gider masa kurulup sazını çalarmış. Bir keresinde beni kucağına alıp sevmiş. Sonrasında onun sazının eşliğinde uykuya dalmışım. Biz ailecek Neşet ustanın hayranıyız. Onun türküleri ile düğünlerimiz davul zurna eşliğinde yapılır. İstanbulda bostancı gösteri merkezinde verdiği konsere katılma imkanım oldu. Kuliste sohbet ettik ve o kıymetli ellerini öpmek Kısmet oldu banada. Kırşehire gittiğimde mezarını ziyaret eder minikte olsa türküsünü mırıldanırım.
Sayenizde anılarımı tazelemiş oldum 😊
Anınızı paylaşmanız bizi çok mutlu etti. Yazımız birilerine ulaşıyor, birilerinin anılarına dokunuyorsa ne mutlu bize.. İsminizi de yazarsanız instagram sayfamızda müsaadenizle paylaşmak isteriz.
YanıtlaSilRica ederim. İsmim mukaddes.
SilTeşekkür ederim. Takip etmek isteyenler için instagram sayfamızı da paylaşalım.. https://www.instagram.com/bizcedergi/?igshid=YmMyMTA2M2Y%3D
YanıtlaSil