Ruhlarda
yine derin bir ıstırap… Karanlık gecenin kasveti doldurmuş her yanı. Dil, yeni
bir nağme arayışında. Kalem dokunurken kağıda sanki yeni bir doğum sancısına
hazırlıkta. Doğacak yeni bir evladın heyecanı uyanıyor sinelerde adeta.
Istırabın dünyaya getirdiği çocuk: yazmak… Derdi oldukça, ruhu sıkıldıkça,
ötekine koşmak istedikçe yazmak… İçinde şimşeklerin çaktığı, tufanların koptuğu
anda kaleme sarılmak... Gönülden akan heyecanı damla damla büyütüp koca bir
derya yapmak… Bir arayış davası bu ya da bir gizemi çözme kaygısı, kim bilir?
Akşamın kızıllığına, tabiatın yeşiline, gözün elasına müptela oluş gibi
kendimizi ona teslim etmek…
Oyunun, eğlencenin, zevk-u sefanın
girdabına saplanan ruhlar karşımızda. Bugünü boş, yarınları ise tam bir muamma.
Esareti yaşıyorlar koyu karanlık bir zindanda. Bize esaret, onlara belki de
hürriyet… El uzatmak geliyor içimizden; felaha giden yolda Lokman’ın şifayı
yetiştirdiği, Hızır’ın hikmeti gösterdiği el misali. Karanlıkları aydınlatacak,
zindanı nura gark edecek bir tiryak, bir merhem arıyor benliğimiz. Düşene dost
eli, yangına yetişen su gibi… Uyandırmada yegane silahımız: “yazmak”.
Kelamın gücüne sığınmak… Ufkunun ve
ruhunun büyüklüğü ölçüsünde kelama can katmak… Kolay mı peki hemen öyle kelama
can katmak? Hissiyatın en deruni kısmında yaşıyor muyuz acaba ıstırap? Önce ne
için yola koyulmak gerektiğinin sinemizdeki ıstırabı, sonra kendini
yitirmişleri hakikate, güzelliğe, sevgiye, dostluğa davetin ıstırabı… Davet
elçileri de bir ıstırabın muhibbii değiller miydi? Hira’da kendi ıstırabını
çeken kutlu elçi, Taif’te ötekinin ıstırabı ile kavrulurken taşları yemedi mi?
Ve şimdi bizler, kelam ile davetin
elçileri… Yiyeceğimiz taşlara şimdiden hazırız. Düz yolda ayağı takılanı, önünü
göremeyeni, karanlıkta boğulanı, esaretini cennet diye kabul edenleri rahatsız
etmeye, kendine getirmeye ve gaflet uykusundan uyandırmaya niyetliyiz. Yol
dikenli, yol tuzaklarla dolu, yol çetin; kim bilir? Gülü sevdi isek dikenine
eyvallah, tuzakları aşarız evelallah, çetinliklerin de üstesinden geliriz
biiznillah.
Hakikat
yolunda şehadeti göze alan bizler yediğimiz taşlara, ayağımıza dolanan taşlara
inat yazmaya, kendini yitirenleri tekrar bulmaya gayretle çalışacağız. “Zaferden
değil seferden sorumlu olma” hükmüne ruhumuzu teslim edeceğiz.

0 Yorumlar