Ticker

6/recent/ticker-posts

GİZEM, KELAM, ISTIRAP

 

                                                      


                                                                        GİZEM, KELAM, ISTIRAP

Ruhlarda yine derin bir ıstırap… Karanlık gecenin kasveti doldurmuş her yanı. Dil, yeni bir nağme arayışında. Kalem dokunurken kağıda sanki yeni bir doğum sancısına hazırlıkta. Doğacak yeni bir evladın heyecanı uyanıyor sinelerde adeta. Istırabın dünyaya getirdiği çocuk: yazmak… Derdi oldukça, ruhu sıkıldıkça, ötekine koşmak istedikçe yazmak… İçinde şimşeklerin çaktığı, tufanların koptuğu anda kaleme sarılmak... Gönülden akan heyecanı damla damla büyütüp koca bir derya yapmak… Bir arayış davası bu ya da bir gizemi çözme kaygısı, kim bilir? Akşamın kızıllığına, tabiatın yeşiline, gözün elasına müptela oluş gibi kendimizi ona teslim etmek…

            Oyunun, eğlencenin, zevk-u sefanın girdabına saplanan ruhlar karşımızda. Bugünü boş, yarınları ise tam bir muamma. Esareti yaşıyorlar koyu karanlık bir zindanda. Bize esaret, onlara belki de hürriyet… El uzatmak geliyor içimizden; felaha giden yolda Lokman’ın şifayı yetiştirdiği, Hızır’ın hikmeti gösterdiği el misali. Karanlıkları aydınlatacak, zindanı nura gark edecek bir tiryak, bir merhem arıyor benliğimiz. Düşene dost eli, yangına yetişen su gibi… Uyandırmada yegane silahımız: “yazmak”.

            Kelamın gücüne sığınmak… Ufkunun ve ruhunun büyüklüğü ölçüsünde kelama can katmak… Kolay mı peki hemen öyle kelama can katmak? Hissiyatın en deruni kısmında yaşıyor muyuz acaba ıstırap? Önce ne için yola koyulmak gerektiğinin sinemizdeki ıstırabı, sonra kendini yitirmişleri hakikate, güzelliğe, sevgiye, dostluğa davetin ıstırabı… Davet elçileri de bir ıstırabın muhibbii değiller miydi? Hira’da kendi ıstırabını çeken kutlu elçi, Taif’te ötekinin ıstırabı ile kavrulurken taşları yemedi mi?

            Ve şimdi bizler, kelam ile davetin elçileri… Yiyeceğimiz taşlara şimdiden hazırız. Düz yolda ayağı takılanı, önünü göremeyeni, karanlıkta boğulanı, esaretini cennet diye kabul edenleri rahatsız etmeye, kendine getirmeye ve gaflet uykusundan uyandırmaya niyetliyiz. Yol dikenli, yol tuzaklarla dolu, yol çetin; kim bilir? Gülü sevdi isek dikenine eyvallah, tuzakları aşarız evelallah, çetinliklerin de üstesinden geliriz biiznillah.

Hakikat yolunda şehadeti göze alan bizler yediğimiz taşlara, ayağımıza dolanan taşlara inat yazmaya, kendini yitirenleri tekrar bulmaya gayretle çalışacağız. “Zaferden değil seferden sorumlu olma” hükmüne ruhumuzu teslim edeceğiz.

Yorum Gönder

0 Yorumlar