EVLİLİĞİ
Boşa Leylam
(N.Ertaş)
Şöhret basamaklarını hızla çıkmaya başlayan Neşet Ertaş’ın askerlik çağı gelir ve vatani görevini yapmaya gider. Askerden döndükten sonra çalıştığı mekânda Leyla adında bir kadınla tanışır. Aşık olur ve evlenmek ister. Babasına durumu anlatır ve babası Ankara’ya gelir. Muharrem Ertaş’ın anlattığına göre; bir bağlama evinde otururlarken iki kadın içeri girer. Tokalaşırlar. Ufak bir muhabbetten sonra kadınlar dışarı çıkar. Leyla’yı tanıyıp o anda orada olan bir iki kişi, Muharrem Ertaş’a usulüyle durumu açıklar ama baba çok sert bir şekilde karşı çıkar bu evlilik isteğine. Çünkü Leyla, gazinoda sahne alan bir şarkıcıdır ve baba Ertaş, bir kadının sahneye çıkmasını geleneklerine aykırı bulur. Neşet Ertaş’a türküler yazarak "olmaz, aslı bozuk bu kadının, bu kadın bize gelmez Neşet'im" der. Neşet Ertaş da Leyla’ya ‘aslı bozuk’ diyen babasına;
Aşkı kimden aldın sevgiyi kimden
Aslı bozuk deme gel şu insana
Soracak olursan eğer ki benden
Aslı bozuk deme gel şu insana
Yazımızı felek yazdı mevladan değil
Senin dediklerin evladan değil
Her hata suç bende Leyla’dan değil
Aslı bozuk deme gel şu insana
Ulu arıyorsan analar ulu
Sevmişiz gönülden, olmuşuz kulu
Analar insandır biz insan oğlu
Aslı bozuk deme gel şu insana
Seni beni kim getirdi cihana
Her oğlu doğurmuştur bir ana
Senin fikrin bozuk dostluk bahane
Aslı bozuk deme gel şu insana
Ya dost ya dost dost…
diyerek dillerden düşmeyecek bir türkü ile cevap verir. Babası da bakar ki oğul aşk ateşine düşmüş ikna olacak gibi değil, sitemkar bir şekilde; "Neşetim, küsmedim ama kahrettim sana, sen aklını yitirmişin evladım…" der ve aradan çekilir.
Bu olay baba oğul arasında yıllarca sürecek dargınlığın da ana sebebi olur. Baba ölünceye kadar araları bir daha eski seviyesine gelmeyecek, hep bir kırgınlık olacaktır. İşte bu kırgınlığa sebep olan evlilikten üç çocuk olur. Neşet Ertaş-Leyla Ertaş evliliği yedi yıl sürer ve yedi yılın sonunda ayrılırlar. Bu ayrılık Neşet Ertaş’ı sanatının doruklarına çıkarır. Kariyerinin en güzel, en duygulu sevda türkülerini bu dönemde kaleme alır:
Cahildim Dünyanın Rengine Kandım, Kendim Ettim Kendim Buldum, Hata Benim Günah Benim Suç Benim, Yazımı Kışa Çevirdin ve daha bir çok türküsü, aşk acısı çektiği dönemin eserleridir..
Hatta bir programa katılan Neşet Ertaş’a sunucu; "Neden günümüzün türküleri sizin türküleriniz gibi uzun süre varlığını koruyamıyor?" diye sorunca, Neşet Ertaş: "Biz derdini çekmediğimiz duygunun türküsünü yazmayız gızım da ondan" diyerek, yukarıda adını yazdığım türkülerin bu denli kalıcı olmasının sebebini de söylemiş olur.
Neşet Ertaş evlilik hayatında yaşadığı sıkıntıları çalıp söyleyerek, halkla konserlerde buluşarak unutmaya çalışır. Ancak sıkıntılar yollarda da bırakmaz yakasını. 70’li yılların başında Almanya’da verdiği konserin devamında Türkiye’ye dönerken ehliyetsiz araç kullanmaktan üç ay hapse girer. Türkiye’deki yetkililerle yazışmasına rağmen beklediği desteği alamaz. "Hapishanelere Güneş Doğmuyor" türküsünü de bu sırada besteler. Hapishanede olduğunu öğrenen Yaşar Kemal'in kendisine "İnce Memed” romanını gönderip kapağına "Bozkırın Tezenesi. Geçmiş olsun" diye yazmasından sonra Ertaş’a hayranları, "Bozkırın Tezenesi" olarak seslenmeye başlar. Fakat talihsizlikler silsilesi Neşet Ertaş’ın yakasını bundan sonra da bırakmaz.
1976 senesinde sahnede olduğu bir gün vücudunun sol tarafı tutulur ve parmaklarına felç iner. İki yıl süren tedavi süreci başlar ama bir sonuç alınamayınca Almanya’daki kardeşinin yanına gider. Tedavi ile birlikte yaklaşık 27 yıl sürecek olan bir inziva dönemi başlar. Bu inziva döneminde o Almanya’da iken türküleri de, ülkemizde dilden dile çalınıp söylenmeye başlar. Ancak bir ara TRT Radyosu’nda "Rahmetli Neşet Ertaş" diyerek şarkıları anons edilir ama şükür ki üstat hala hayattadır.
27 yılın sonunda yoğun ısrarlara dayanamayan sanatçı memlekete döner. Çeşitli illerde halk konserleri verir. Konser alanları dolar taşar adeta. Ama o tevazuyu hiçbir zaman elden bırakmaz. Utangaçtır. Kendisini dinlemeye gelenlere: "Bu gara suratlıyı dinlemek için niye zahmet buyurdunuz?" der. Ceketini çıkarmak için dahi izin ister seyirciden. Şöhretinin en üst basamağındadır o günlerde…
BİR ANI
Kasetleri çıkan, konserden konsere koşan, radyolarda programlarına devam eden Neşet Ertaş abdal geleneğini devam ettirmekten de ödün vermez. Düğünlerde çalmayı adeta babasının vasiyeti sayar ve son zamanlarına kadar düğünlere katılıp çalmaya da devam eder. Bir gün, katıldığı bir düğünde, çaldıktan sonra hayranlarından biri ona bir çanta dolusu para verir. Düğünden çıkıp Kırşehir’e doğru giderken çoluğu çocuğuyla çalışan işçilerin olduğu bir tarladan geçerler. Neşet Ertaş, saz arkadaşı ve birlikte yolculuk yaptığı Bilge Tokel’e durmasını söyler. İnerler araçtan. Kafasındaki kasketi de tanınmamak için iyice aşağıya çeker Neşet Ertaş. Çantadan kendilerini yolda bırakmayacak kadar para aldıktan sonra, Bilge Tokel’den paranın tamamını çocuklara dağıtmasını ister. Bilge Tokel de istenileni yapar ve yollarına devam ederler. Peki biz bunu nereden biliyoruz? Bilge Tokel’in ağzından. Bunu bize çok sonraları o anlatır…
Neşet Ertaş şöhrete bile inziva döneminde kavuşmuş bir derviştir ve kendisini de hiçbir zaman halk adamı olmaktan farklı görmemiştir.
Kendisine devlet sanatçılığı ünvanı teklif edildiğinde; "hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca, bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık gibi geliyor" diyerek teklifi kabul etmez. "Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu olur." diye de ilave eder.
ADINA DİKİLEN HEYKELİ
Kırşehir Belediyesi bu mütevazi bilgenin bir heykelini yapmak ve şehrin meydanına koymak için Neşet Ertaş’tan izin ister. Tabi ki kabul etmez Neşet Ertaş ve heykeltıraşa; "benim heykelimi yapmayın efendim, yapacaksanız babamın heykelini yapın zira ben ne biliyorsam hepsini ondan öğrendim" der. Bunun üzerine heykeltıraş da; "peki o zaman, sizi de onun yanına çocuk olarak yapalım" deyince "tamam, o zaman olur" diye onay verir Neşet Ertaş. Heykeltıraş çizimi yapar. Çizimde; baba, oğul ve bir de üstüne bindikleri eşek vardır. Ertaş çizimi görünce hemen itiraz eder ve "olmaz" der, "eşeğin de bir canı var, indirin bizi üstünden. Yıllarca bizi üstünde taşıyacak değil ya!" Böylece bugün de hala Kırşehir’de bulunan o meşhur heykel ortaya çıkar.
VEFATI
Ozan Neşet Ertaş, 25 Eylül 2012 tarihinde İzmir'de tedavi gördüğü hastanede prostat kanseri nedeniyle yaşamını yitirir. Cenazesi vasiyeti gereğince Kırşehir Bağbaşı Mezarlığı'nda babası Muharrem Ertaş'ın ayak ucuna defnedilir. Mezar taşında ise:
"Sakin ol ha, insanoğlu
İncitme canı
Her can bir kalp, Hakk'a bağlı
İncitme canı, incitme."
yazılıdır.
Saygıyla ve rahmetle...
(Not: Neşet Ertaş serisinin iki bölümden oluşan biyografisine burada son veriyoruz. Üçüncü ve türkülerindeki manayı yorumlamaya çalışacağımız, bizim için asıl kıymetli olan bölümü, çok yakında burada olacak.)
(İkinci bir not: Biyografi hazırlanırken "Garip" adlı üç bölümden oluşan belgeselden, Wikipedia'da yer alan Neşet Ertaş adlı maddeden, Ekşi Sözlük başta olmak üzere çeşitli internet sayfalarından, Bilge Tokel başta olmak üzere Neşet Ertaş ile zaman geçirmiş kişilerin anılarından, Youtube platformunda Neşet Ertaş üzerine hazırlanmış çeşitli belgesel-video biyografi yayınlarından yararlanılmıştır)





1 Yorumlar
Harika bir biyografi olmuş👏🏻👏🏻
YanıtlaSil